Tanzimat Dönemine Ait Bazı Kitap Özetleri |
Taaşşuk-ı Talât ve Fitnat (1872) (Şemsettin Sami) Özet: Talât, küçük yaşta babasız kalır ve annesi tarafından büyütülür. İşyerine gidip gelirken Hacı Mustafa'nın dükkânına uğrar. Hacı Mustafa, Fıt-nat'ın üvey babasıdır. Fıtnat'ın annesi, Fıtnat'a gebeyken kocasından ayrılmış, Hacı Mustafa ile evlenmiştir. Bu evlilikten birkaç yıl sonra Fıtnat'ın annesi ölmüş, Fıtnat öksüz kalmıştır. Talât, Hacı Mustafa'nın üvey kızı Fıtnat'ı tesadüfen görür ve ona âşık olur. Sevgisi karşılıksız kalmaz; Fıtnat da Talât'a tutulur. Hacı Mustafa, kızı Fıtnat'ı hiç dışarı çıkarmamakta, âdeta evde hapis tutmaktadır. Talât, bir gün çarşaf giyer, kadın kılığına girer ve Fıtnat'ın yanına çıkar. İki sevgili birbiriyle konuşurlar. Hacı Mustafa, Fıtnat'ı Ali Bey adında zengin ve yaşlı bir adamla evlendirmeyi düşünmektedir. Fıtnat ise buna yanaşmaz; çünkü Talât'ı sevmektedir. Sonunda Hacı Mustafa'nın dediği olur; fakat Fıtnat buna dayanamaz ve intihar eder. Fıtnat'la evlenen Ali Bey, Fıtnat'ın boynundaki muskayı açıp okur ve deliye döner. Çünkü öz kızıyla evlenmiştir. Ali Bey bir süre sonra delirir ve ölür. Ardından, bütün bu olaylara dayanamayan Talât da yatağa düşer; çok geçmeden o da ölür. Roman, bu acıklı olayla biter. Felatun Bey ile Rakım Efendi (1875) (Ahmet Mithat Efendi) Özet: Mustafa Meraki Efendi'nin oğlu Felatun Bey, babası gibi giyime kuşama çok düşkün biridir. Varlıklı bir aailenin çocuğu olduğu için su gibi para harcar. Ona göre Batılılaşmak, lüks yaşamak, şık giyinmek ve eğlence yerlerinde gezip tozmaktır. Felatun Bey, yarım yamalak Fransızcasıyla yabancı aileler arasında dolaşmaktan zevk almakta, belli bir iş tutmamakta, zamanı mağazaları dolaşmakla, elbise provaları yaptırmakla, eş dost ziyaretleriyle geçirmektedir. Babası ölünce büyük bir mirasa konar; ancak varını yoğunu tanıştığı bir İtalyan kadın oyuncuya yedirir. Baba mirasını hepten tüketince, eski aile dostları yardımına koşar, ona istanbul dışında bir iş bulurlar. Felatun Bey, büyük bir utançla İstanbul'dan ayrılmak zorunda kalır. Rakım Efendi, Felatun Bey'in tam karşıtı bir tiptir. Küçük yaşta anasız babasız kalmasına, çok yoksul olmasına rağmen dadısının yardımıyla kendini çok iyi yetiştirir. Çamaşırcılık yaparak kendisini büyüten dadısına minnettardır; kişilikli bir insan olur. Çok çalışarak Fransızca öğrenir, kendisine iyi bir iş bulur, yabancılara Türkçe dersleri verir. Evine cariye olarak aldığı Canan'ı eğitir, yetiştirir ve sonunda onu severek onunla evlenir. Mutlu bir evlilik yaşarlar. İntibah (1876) (Namık Kemal) Özet: Zengin bir ailenin çocuğu olan Ali Bey, çok iyi eğitim görmüş, kibar bir gençtir. Gösterişi sever, bol para harcar. Bir gün Çamlıca'da Mahpeyker adında güzel bir kadınla tanışır, ona âşık olur. Oysa Mahpeyker, kötü yola düşmüştür; herkes de bunu bilmektedir. Ali Bey, bu kadına aşırı biçimde bağlanır. Ali Bey'in annesi, oğlunun bu durumunu öğrenince, onu Mahpeyker'den kurtarmak ister; eve Dilaşup adında güzel bir cariye alır. Dilaşup, Ali Bey'i bir türlü kendisine bağlayamaz. Ali Bey, bir gün Mahpeyker'i yine görmeye gider, onu evde bulamaz. Çevresinden onun bir fahişe olduğunu öğrenince hayatı altüst olur. Perişan biçimde evine döner. Dilaşup onu teselli eder. Bir süre sonra Ali Bey, Dilaşup'a bağlanır ve onunla evlenir. Durumu öğrenen Mahpeyker, kıskançlık duygusuna kapılır; dedikodu çıkartarak Dilaşup'un kötü bir kadın olduğunu söyler. Zayıf iradeli Ali Bey, söylentilere inanır; Dilaşup'u döver ve bir esirciye satar. Mahpeyker, bir yolunu bulup Dilaşup'u da kendisi gibi kötü yola düşürür. Ali Bey, üzüntüsünden hastalanır. Bu arada annesi de olanlara dayanamayarak ölür. Mahpeyker çok kindar bir kadındır. Ali Bey'i öldürmek ister. Onu eğlenceye çağırır. Mahpeyker'in kötü niyetini öğrenen Dilaşup, Ali Bey'i uyarır; fakat o inanmaz. Ali Bey, eğlence yerinde kendisine kurulan tuzağı anlar ve kaçar. Kiralık katil, Ali Bey yerine yanlışlıkla Dilaşup'u öldürür. Polisi eve çağıran Ali Bey, Dilaşup'un oracıkta öldürüldüğünü görünce Mah-peyker'e saldırır ve onu bıçaklayarak öldürür. Tutuklanıp hapse atılan Ali Bey, hapiste hastalanır ve kahrından ölür. Karabibik (1890) (Nabizade Nazım) Özet: Eserde Antalya'nın Kaş ilçesine bağlı Beyme-lik köyünde geçen bazı olaylar anlatılır. Sekiz dönümlük küçük tarlasını sürmek için her yıl Koca İmam'ın öküzlerini kiralayan Karabibik, Koca İmam'ın kayınbiraderi Sarı İsmail'e kızı Huri'yi başlık almadan vererek öküzleri bedava kullanmayı kurar; Sarı İsmail'in başka bir kızla evleneceğini öğrenince, tefeci bir Rum'dan yüksek faizle borç alıp iki öküz edinir. Artık, çift sahibi olduğu için, kızını nasıl olsa birinin alacağını düşünür. Ufacık tarlasına göz diktiği için kavgalı olduğu tarla komşusu zengin Yosturoğlu'nun yeğeni Hüseyin, Huri'yi sever, onunla evlenir. Karabibik, buna sevinir; artık o da çok mutludur. Araba Sevdası (1896) (Recaizade Mahmut Ekrem) Özet: Nazlı büyütülmüş, üstünkörü bir öğrenim görmüş Bihruz Bey, bir Osmanlı paşasının oğlu yani "paşazâde"dir. Babası ölünce Bihruz'la cahil ve saf annesine büyük bir miras kalır. Yirmi dört yaşlarındaki Bihruz Bey, hazır paranın bitmeyeceğini sanarak, kendini gezmelere, eğlencelere kaptırır. Alafranga giyinmek; terziler, garsonlar ve ayakkabıcılar arasında yarım yamalak öğrendiği Fransızca sözcükleri kullanmak onun başlıca meraklarıdır. Kısaca, Bihruz Bey "Batılıiaşma"yı yanlış anlamış bir "züppe" tipidir. Bihruz Bey bir gün, İstanbul'un o zamanki gezinti yerlerinden Çamlıca tepesinde genç ve güzel bir kadın görür. Hayalinde onu kibar bir aile kızı olarak tasarlar. Ona sırılsıklam âşık olmuştur. Ertesi hafta yine oraya gider ve bin bir özenle yazdığı mektubu onun arabasına atar. Fakat bir daha onu hiç göremez. Yemeden içmeden kesilir, yataklara düşer. İşini, annesini ihmal eder. Bihruz Bey, bir daha göremediği Periveş adındaki kadının aşkıyla yanarken, dalkavuk ve yalancı arkadaşı Keşfi Bey, Bihruz'a Periveş'in öldüğünü söyler. Âşık Bihruz şimdi Periveş'in hiç değilse mezarını bulmak sevdasındadır. İstanbul'un bir başka eğlence yeri Şehzade-başı'nda bir ramazan akşamı gezinirken Periveş'e çok benzeyen bir kadına rastlar; onu Periveş'in ablası sanır; kadından kardeşinin mezarının yerini sorar. Bihruz Bey'in ahmaklığını anlayan Periveş ona, aradığı kadının kendisi olduğunu söyler. Hayalinde yücelttiği sevgilisinin bir sokak yosması olduğunu anlayan Bihruz Bey, büyük bir hayal kırıklığına daha uğrar. Sergüzeşt (1899) (Sami Paşazade Sezai) özet: Kafkasya'dan çalınan dokuz yaşındaki Dilber, İstanbul'a getirilerek, ilkin Harput malmüdürlüğün-den azledilmiş Mustafa Efendi'nin evine kırk liraya satılır. Orada evin taşyürekli hanımı ile Arap halayık Taravet'in elinde çok eziyet çeker. Mustafa Efendi bir ilçe kaymakamlığına tayin edilerek istanbul'dan ayrılırken kızı bir esirciye altmış liraya satar. Esircinin evinde kendisi gibi daha birçok kızla birlikte kırbaçla dövülerek eğitilen Dilber, bu sefer Âsaf Paşa adlı birinin konağına yüz elli liraya satılır. Orada rahat bir hayata kavuşur, hatta Fransızca öğrenir. Paşa'nın Avrupa'da resim öğrenimi görmüş olan oğlu Celal Bey, kızın türlü kılıklarda resmini yapar. Günün birinde iki genç birbirlerini severler. Oğulları için yüksek bir evlilik düşünen ve onun bir halayık parçasına tutulmasını uygun görmeyen ana baba, Dilber'i bir esirciye gizlice satarak evden uzaklaştırırlar. Kız, Mısır'a götürülerek zengin bir tüccara satılır. Yeni efendisine odalık olmayı reddettiği için dövülerek hapsedilerek türlü eziyetler çeker. Kendisini seven bir haremağası tarafından tekrar istanbul'a götürülmek üzere iken haremağası ölünce yakalanıp tekrar işkenceli hayata katlanmak korkusuyla kendisini Nil nehrine atar ve esirlikten kurtulur. |